Senelerdir perde satardı Beyoğlu'nda. En çok kadife ağır perdeleri sever, onlardan satmak isterdi. Ev hanımları pek rağbet etmezdi bunlara; dantelli, fırfırlı perdelerdi moda. Bir de jaluzi çıkmıştı son zamanlarda. Hepsinden vardı dükkânında. Satmayı reddettiği tek perde çeşidi, şu yeni çıkan şeffaf banyo perdeleriydi.
"Hiç olur mu?" diyordu çırağına. "Perde dediğin hiç şeffaf olur mu? Şeffaf olursa, perdeliği kalır mı?"
*Elif Şafak - Mahrem'den
10 Ekim 2010 Pazar
9 Ekim 2010 Cumartesi
Kör
Vaktiyle, kubbeleri altın bir şehirde, çok çok yaşlı bir adam yaşarmış. O kadar yaşlıymış ki, ne zaman yağmur yağsa, yüzündeki kırışıklıklara dolan sular günlerce buharlaşmazmış. Yaşının hesabını yapamaz, şu dünyada olan biten hiçbir şeyi yadırgamazmış. Ne de olsa gördüğü her şeyi, daha önce de görmüş.
Bir gün, şehirdeki okullardan birinde korkunç bir yangın çıkmış. Alevler o kadar hızlı yayılmış ki, içerdeki çocukları kurtarmak mümkün olmamış. Nihayet yangın söndüğünde, okul binasından geriye hiçbir şey kalmamış. Herkes kahrolmuş, yaşlı adam hariç.
"Daha önce de yanmıştı" demiş yaşlı adam, "ama o zamanlar hapishaneydi bu bina. İçerdeki bütün mahkumlar yanmıştı. Bir keresinde de hastalar yanmıştı içerde. O zamanlar hastaneydi bu bina. Ah bu gözler nice yangınlar gördü, bu da bi şey mi!"
Yangında çocuğunu kaybeden bir anne öfkesinden deliye dönüp yaşlı adamı taşlaya taşlaya kovalamış.
Gel zaman git zaman, kubbeleri altın şehirde kuraklık başlamış. İnsanlar, bir lokma yiyecek için birbirlerini boğazlarken, yaşlı adam sakin sakin olanları seyretmekteymiş. "Daha önce de olmuştu" demiş. "Tam üç bahar üst üste yağmur yüzü görmemişti bu şehir. Bir keresinde de düşman orduları talan etmişti ambarlarımızı, gene aç kalmıştık. Bu gözler nice açlar, nice açlıklar gördü. Bu da bi şey mi!"
Açlıktan midesi yapışmış biri bu lafları duyunca öyle öfkelenmiş ki, yaşlı adamı sille tokat dövmüş.
Derken, savaş çıkmış kubbeleri altın şehirde. Savaş uzadıkça her evden birileri eksiliyormuş. Kimsenin ağzını bıçak açmıyorumuş üzüntüden. Bir tek yaşlı adam, bir tek o konuşuyormuş durmadan. "Bu gözler nice savaşlar, katliamlar gördü. Bu da bi şey mi!"
Askerden dönemeyen delikanlılardan birinin süngüsü bu sözleri işitince öyle sinirlenmiş ki, yaşlı adamın gözlerini çıkarmış.
İşte o zaman yaşlı adam hayretle bağırmış. "Karanlık! Her yer karanlık. Bunu daha önce hiç görmemiştim."
Ve daha önce hiç görmediği karanlığı öyle yadırgamış, öyle yadırgamış ki, yaşlı yüreği durmuş.
*Elif Şafak - Mahrem'den
Bir gün, şehirdeki okullardan birinde korkunç bir yangın çıkmış. Alevler o kadar hızlı yayılmış ki, içerdeki çocukları kurtarmak mümkün olmamış. Nihayet yangın söndüğünde, okul binasından geriye hiçbir şey kalmamış. Herkes kahrolmuş, yaşlı adam hariç.
"Daha önce de yanmıştı" demiş yaşlı adam, "ama o zamanlar hapishaneydi bu bina. İçerdeki bütün mahkumlar yanmıştı. Bir keresinde de hastalar yanmıştı içerde. O zamanlar hastaneydi bu bina. Ah bu gözler nice yangınlar gördü, bu da bi şey mi!"
Yangında çocuğunu kaybeden bir anne öfkesinden deliye dönüp yaşlı adamı taşlaya taşlaya kovalamış.
Gel zaman git zaman, kubbeleri altın şehirde kuraklık başlamış. İnsanlar, bir lokma yiyecek için birbirlerini boğazlarken, yaşlı adam sakin sakin olanları seyretmekteymiş. "Daha önce de olmuştu" demiş. "Tam üç bahar üst üste yağmur yüzü görmemişti bu şehir. Bir keresinde de düşman orduları talan etmişti ambarlarımızı, gene aç kalmıştık. Bu gözler nice açlar, nice açlıklar gördü. Bu da bi şey mi!"
Açlıktan midesi yapışmış biri bu lafları duyunca öyle öfkelenmiş ki, yaşlı adamı sille tokat dövmüş.
Derken, savaş çıkmış kubbeleri altın şehirde. Savaş uzadıkça her evden birileri eksiliyormuş. Kimsenin ağzını bıçak açmıyorumuş üzüntüden. Bir tek yaşlı adam, bir tek o konuşuyormuş durmadan. "Bu gözler nice savaşlar, katliamlar gördü. Bu da bi şey mi!"
Askerden dönemeyen delikanlılardan birinin süngüsü bu sözleri işitince öyle sinirlenmiş ki, yaşlı adamın gözlerini çıkarmış.
İşte o zaman yaşlı adam hayretle bağırmış. "Karanlık! Her yer karanlık. Bunu daha önce hiç görmemiştim."
Ve daha önce hiç görmediği karanlığı öyle yadırgamış, öyle yadırgamış ki, yaşlı yüreği durmuş.
*Elif Şafak - Mahrem'den
Kem göz
Yerlere kadar uzanan bembeyaz, fırfırlı elbisesinin içinde gülümsüyordu genç kız. Güvercinlere yem satan, çenesi kıllı yaşlı kadının yanından geçti. Yaşlı kadın, "Kuğu gibi olmuşsun evladım" dedi. Genç kız garip bir ürperti hissetti, ama gene de teşekkür etti.
Güvercinlerin toplandığı meydanın basamaklarını yosun tutmuştu. Sonuncu basamağa vardığında ayağı kaydı, bir çamur gölüne yüzüstü kapaklandı. Etraftan koşup kaldırdılar, patlamış dudağındaki kanı sildiler; ama bembeyaz, fırfırlı elbisesini temizleyemediler.
"O kadın yaptı bunu" diye haykırdı genç kız. Çenesi kıllı yaşlı kadın tam arkasında duruyordu. "Saçma" dedi fısıltıyla. "Herkes bilir ki, beyaz çabuk kirlenir." Sonra da elinde tuttuğu tasın içindeki bütün yemleri genç kızın üstüne boşalttı.
Güvercinler kara, kapkara bir bulut halinde yemlere üşüştü.
*Elif Şafak - Mahrem'den
Güvercinlerin toplandığı meydanın basamaklarını yosun tutmuştu. Sonuncu basamağa vardığında ayağı kaydı, bir çamur gölüne yüzüstü kapaklandı. Etraftan koşup kaldırdılar, patlamış dudağındaki kanı sildiler; ama bembeyaz, fırfırlı elbisesini temizleyemediler.
"O kadın yaptı bunu" diye haykırdı genç kız. Çenesi kıllı yaşlı kadın tam arkasında duruyordu. "Saçma" dedi fısıltıyla. "Herkes bilir ki, beyaz çabuk kirlenir." Sonra da elinde tuttuğu tasın içindeki bütün yemleri genç kızın üstüne boşalttı.
Güvercinler kara, kapkara bir bulut halinde yemlere üşüştü.
*Elif Şafak - Mahrem'den
İğne deliği
Sessizliğin altın kadar kıymetli olduğu mahallelerden birinde, bütün gün pencerenin önünde oturup çeyiz işlermiş ana kız. "Hayallerin iğne deliğinden geçecek kadar küçük olmalı" dermiş kadın kızına. "Baktın ki bir hayalin geçemedi iğnenin deliğinden, boşver onu. Unut gitsin. İğne deliğinden geçemeyen hayaller boş hayallerdir. Hüsrandan başka bir şey getirmezler."
Kızcağız dikkatle dinlermiş annesinin anlattıklarını. Sonra dalıp gidermiş hayallere. Ne vakit hayal kursa, elinden kayıverirmiş gergef, iğneyi de beraberinde götürerek.
*Elif Şafak - Mahrem
Kızcağız dikkatle dinlermiş annesinin anlattıklarını. Sonra dalıp gidermiş hayallere. Ne vakit hayal kursa, elinden kayıverirmiş gergef, iğneyi de beraberinde götürerek.
*Elif Şafak - Mahrem
Hayal
Çocuk, bahçedeki elma ağacına tırmanıp hayallere dalarmış. Gün boyu inmezmiş ağaçtan aşağı; kimi geceler dallarda sabahlarmış. Sonunda, bu gidişata dayanamayan aile büyükleri kesivermiş ağacı. Çocuk, elma ağacından geriye kalan çukurun içine girip elma ağacı olduğunu hayal etmiş. Her sene sulu sulu, kütür kütür elmalar vermiş. Her sene gözyaşları arasında elma kompostolarını kaşıklamış aile büyükleri.
*Elif Şafak - Mahrem'den
*Elif Şafak - Mahrem'den
Gözbebeği
İnsanlarda yuvarlak, hayvanların çoğunda ise dikine elips şeklinde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına göre değişir. Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne göre, yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer. Zaten karanlığı kimse yakınında görmek istemez.
Âşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki âşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için, maşuka "Gözbebeğim!" diye hitap edilir.
*Elif Şafak - Mahrem'den
Âşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki âşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için, maşuka "Gözbebeğim!" diye hitap edilir.
*Elif Şafak - Mahrem'den
Gözbağcı
Hızın yardımıyla gerçekte var olmayan bir şeyin aslında varmış gibi gösterilerek, gözün aldatılmasına gözbağı denir. Gözbağcı hızını azıcık düşürmeyegörsün, seyircinin gözü açılır, hileyi görür. Büyü bozulur, sır çözülür.
Yaşlılık yavaşlıktır. Yaşlanan gözbağcılar, son numaralarını yapıp kendi kendilerini kaybederler.
*Elif Şafak - Mahrem'den
Yaşlılık yavaşlıktır. Yaşlanan gözbağcılar, son numaralarını yapıp kendi kendilerini kaybederler.
*Elif Şafak - Mahrem'den
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)