8 Ocak 2012 Pazar

2012

Yeni bir yıla daha başladık. Uzun süredir yazmadığım bloguma bu vesileyle bir geri dönüş yapayım dedim. :) Gerçi biraz geç oldu ama olsun.
2011 güzel bir yıldı benim için. Bazı olumsuzluklar yaşanmış olsa da, hayatta kötü şeyler yaşamayan kimler var ki? Bence güzel taraflara bakıp mutlu olmaya çalışmalı insan. Bu yazıyı yazdığım anı tekrar yaşama imkanım olmayacak ne de olsa.
Okulun ders yoğunluğu her geçen blokta biraz daha artıyor, ben de adapte olmaya çalışıyorum. İki hafta kadar sonra biraz nefes alma imkanı bulabileceğim ama sonunda. :) Dördüncü sınıfın da adım adım geldiğini hissediyorum ama kendimi dördüncü sınıfa hazır hissetmiyorum henüz. Amfi derslerimizin bitmesi beni oldukça üzecek, arkadaşlarımla daha az görüşeceğim çünkü. Neyse bunları düşünmek için erken, önümüzde daha 6 ayımız var. :)
Uzun lafın kısası 2012 umarım hepimiz için güzel bir yıl olur. Hayatımızda pozitifliklerin daha ön planda olmasını sağlayacağımız, daha yapıcı ve güzelliklerle dolu bir sene olsun hepimiz için. İçimizdeki enerjinin hiç eksilmemesi dileğiyle bu yazımı bitiriyorum.
Bundan sonra daha fazla kültürel ve mutfakla ilgili yazılarla burada olacağım. :)

Me-Şe

24 Ekim 2011 Pazartesi

Mutlu Bir Beyin Güzel Bir Hayat

Bu başlıkla yazılmış 75 maddeden oluşan bir yazı vardı okuduğum dergide. İçlerinden beğendiğim birkaçını burada paylaşmak istiyorum.

  • Uzun süredir toplamaya üşendiğiniz bir dolabı düzenleyin. Bu iş gözünüzde büyüyorsa her güne bir çekmece ayırarak görevi kolaylaştırabilirsiniz.
  • Pikniğe gidin. Çimenlerin boyamasından korkmayacağınız giysiler geçirin üstünüze. Ya da en iyisi yeşil bir şeyler giyin. Şimdi çimenlerin üzerine çekinmeden boylu boyunca uzanabilirsiniz.
  • Bir film izleyin ve yanında patlamış mısır yiyin. Ya da canınız patlamış mısır çektiğinde yanında iyi gidecek bir film izleyiverin.
  • Aklınızda, ayrıntıları atlamaksızın anlatacağınız iyi bir fıkra olsun daima.
  • 15 dakika önce uyanmayı deneyin. Bu sürede doğada olup biteni gözlemleyerek çeyrek saatlik bir zaman dilimi içinde neler kaçırdığınızı görün.
  • Günlük tutun. Bu zor geliyorsa, işe haftalık tutarak başlayabilirsiniz.
  • Her zaman farklı ve henüz aklınıza gelmemiş seçeneklerin olduğunu hatırlayın.
  • İnsanları değiştirmeye çalışmayın. Kendi haline bırakmanın bazen en iyi ilaç olduğunu hatırlayın.
  • Daha iyi bir dinleyici olun. Çevrenizdeki seslere kulak verin.
  • İhtiyaçlarınızı karşılayamamaktan yakınmak yerine önce onları tanımlayın. Aralarından bazılarına aslında ihtiyaç duymadığınızı fark edeceksiniz.
  • Kendinize çiçek alın. Size bu iyiliği yapacak başka biri varsa masrafa girmenize gerek yok tabi.
  • Yarın yapmayı tasarladığınız bir işe kıyak geçin ve bugün yapın.
  • Kusursuzluk için değil, her zaman bir öncekinin daha iyisini yapmak için çaba gösterin.
  • Merhamete en çok ihtiyacınız olduğu zamanda bile merhamet etmekten vazgeçmeyin.
  • Çiçek büyütün. Onlarla sohbet edin. Cevapları sesli değil , renkli ve kokulu olacaktır.
  • Her zaman bir B planınız olsun. A planınız işe yaramadığı zamanlar için tedarikli olmak gerek.
  • Hafızanıza fazla güvenmeyin, yanınızda küçük bir defter bulundurun ve notlar alın.
  • Önemli kağıtların, raporların veya ödevlerin bir kopyasını edinin. Bugün olmasa da yarın gerekebilirler.
  • Yarının daha güzel bir gün olacağını düşünmeyin, bugünün güzelliğini yaşamaya bakın.
  • Sizi yargılamadan dinleyecek, istediğiniz zaman kapısını çalacağınız bir arkadaşınız olsun. Siz de kapısı her zaman çalınabilecek bir arkadaş olmaya çalışın.
  • İşinizi son güne bırakmayın. Son gün size beklenmedik sürprizler yapabilir.
  • Nefret ruhu zehirler, bunun için kin gütmeyin.
  • Neyin yanlış olduğundan çok, neyin doğru olduğu üzerinde kafa yorun. Yanlış çoktur; ama genellikle tek bir doğru vardır. Çokluk içinde kaybolmayın.
  • Daima meşgul olacak bir şeyler bulun. Meşgul bir kişinin mutsuz olmaya zamanı olmaz.
  • Kendinizle konuşun. Dinleyici aramak zorunda kalmaz, bir türlü anlaşılamadığınızdan yakınmazsınız.
  • En sık kullandığımız sözcükler olan "evet" ve "hayır"ı dile getirmeden önce durun ve düşünün.
  • Elinizdeki az da olsa onu sevdiklerinizle paylaşmaktan çekinmeyin. Bunun verdiği zevk, elinizdekinin tümünü kendinize saklamanın vereceğinden çok daha fazladır.
  • İnsanlara değil, insanlarla birlikte gülün.

1 Ekim 2011 Cumartesi

Hafta Sonu Yalnızlığı

"Hepimiz yalnızız Antoine, burada, Paris'te ya da başka yerde. Yalnızlıktan kaçmayı deneyebiliriz, taşınmayı, yeni insanlarla tanışmak için her şeyi deneyebiliriz, ne yazık ki değişen bir şey olmaz. Günün sonunda, herkes evine dönüyor. Çift olanlar ne kadar şanslı olduklarının farkında değiller. Yemeklerini tepside yediklerini, yaklaşan hafta sonunun yarattığı iç sıkıntısını, pazarları telefonun çalmasını beklediklerini unuttular. Dünyanın tüm başkentlerinde böyle yaşayan milyonlarca insanız biz. Bunun tek iyi yanı, diğerlerinden çok da farklı olmadığımızı hissetmek."


*Marc Levy - Dostlarım Aşklarım'dan

16 Eylül 2011 Cuma

Azı gitti, çoğu hâlâ duruyor!

Okulun ikinci haftasını da bitirdik bugün. Dersler yığınla birikti, sınav yaklaşıyor. Çalışmak gerek artık düzgünce. Herkesin daha çok sevdiğini söylemesine rağmen, ben bu yılki derslere henüz adapte olamadım ya da sevemiyorum onlar gibi. Umuyorum adapte olamamışımdır, çünkü önümde uzun yıllar var ve muhtemelen mezun olduktan sonra da bu tür şeylerle uğraşacağım. Sevmeden yapılmaz bu meslek, o yüzden sevmek şart. Adapte olabilmek için elimden geleni yapacağım ama.
Adaptasyon sürecimi etkileyen olaylar da yaşamıyor değilim. Sanırım psikolojik olarak yardım almam lazım, çünkü başka insanların baktığı gibi sakince bakamıyorum bazı olaylara. Hemen panik olup, tüm dünyam yıkılmış hissine kapılıyorum. Her sorunun bir çözümü olduğunu öğrendiğimi sanırdım ama bu konuda problemlerim olduğu ortada. Bu problemlerin üstesinden geldiğimde daha mutlu ve huzurlu olacağıma inanıyorum. Şimdi bir adım daha atıp bir danışman ile görüşmeye başlamalıyım sanırım. Ama hocalarımdan birini ziyaret etsem kabul ederler mi beni, yoksa özel bir yere mi gitmeliyim bilemiyorum? Özel bir kliniğe gidecek param olmadığından ötürü şu sıralarda, daha önce okuldaki hocalarımıza giden arkadaşlarıma bir danışmalıyım bunu.
Bunların dışında yarın çok sevdiğim arkadaşlarımdan biri gelecek inşallah, beni ziyarete. İlk yatılı misafirim olacağı için (ailem dışında) biraz heyecanlıyım. :)

Şimdilik yazacaklarım bunlar, ders çalışma zamanı geldi de geçiyor bile.

Me-Şe

10 Eylül 2011 Cumartesi

Okul

Okulun ilk haftasına başladık ve oldukça yoğun bir hafta geçirdim. Dersler yığınla birikiyor adeta, çalışmaya başlamazsam asla yetişmeyecek gibi duruyor. Üçüncü sınıfın dersleri daha anlaşılır geldi ama kendimi daha sorumlu hissetmeye başlıyorum. Artık gerçekten bir şeyler öğrenmeliyim doktor olabilmek için. Sınav bazlı çalışma ve derse girme dönemim bitti artık, dersleri hekimlik hayatımda kullanacağım bilgileri öğrenmek amacıyla çalışmaya başladım. Umarım başarılı olurum, sona daha çok var gibi dursa da iki yıl o kadar hızla geçip gitti ki birden kendimi beşinci sınıfın ilk gününde falan bulursam hiç şaşırmayacağım.

Havalar güzel gidiyor, hatta benim için bile fazla güzel. :) Azıcık serinlese fena olmayacak gibi duruyor ama tabi İzmir'de ilkbahar ve sonbahar gibi mevsimler olmadığı için birden 15 derece birden düşer sıcaklık. O yüzden şikayet etmemek lazım.

2 Eylül 2011 Cuma

Mevlana ve Hacı Bektaş Veli

Adamın biri kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana'ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.
Mevlana şöyle der:
-Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.
Adam üşenmez, kalkar Hacı Bektaş Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli'ye sorar. Hacı Bektaş Veli Hazretleri şöyle der:
-Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.

1 Eylül 2011 Perşembe

Yapılacaklar Listesi

Geçen gün okuduğum bir dergide 41 maddeden oluşan bir yazı gördüm. İçlerinden bazılarını çok beğenip, işaretledim. Mutlaka aklımızda bulunması gereken, günlük hayatımızda da çok işimize yarayacağını düşündüğüm maddeler bunlar. Burada da sizlerle paylaşmak istedim, bu beğendiğim maddeleri. :)

*Ne istediğiniz kadar ne istemediğinizi de bilin. Bu, karar verme aşamasında daha belirleyici bir kriterdir.

*Burnunuzun dikine gitmeyin. İnat, kimi zaman engelsiz bir yolda bile önünüze engebeler çıkarabilir.

*Neyi bildiğiniz kadar neleri bilmediğinizin de farkında olun. Bilmedikleriniz bazen daha sadık bir yol göstericidir.

*Bir insanı değerlendirirken onun hakkında diğerlerinin ne söylediğinden çok, onun diğerleri hakkında neler söylediğine bakın.

*Ne zaman konuşmanız, ne zaman sessiz kalmanız gerektiğini, bunların hangisinin ne zaman etkili olduğunu bilin.

*Ağzınızdan çıkanlara dikkat edin, geriye dönüşü olmayan sözler etmekten sakının.

*Sır vermekte cömert davranmayın. Her zaman kendinize sakladığınız bir sırrınız olsun.

*Öfkeli zamanlarınızda karar almaktan ve uygulamaya koymaktan kaçının.

*Doğru şartların oluşmasını beklemek yerine doğru şartları yaratın.

*Evet derken de hayır derken de iyi düşünün.

*Haksızlığa tepki göstermekten çekinmeyin. Unutmayın ki, bugün başkasının kapısını çalan adaletsiz bir el yarın sizinkine dayanabilir.

*Başarısızlığınızın bahanelerini değil sebeplerini bulun. Bahaneler başarısızlığı haklı çıkarmaktan ve sizi çaresiz bırakmaktan başka bir işe yaramaz.

Bu maddeleri ve daha bir çoğunu hayatımızda uygulayıp, daha iyi bir dünya oluşturmamızı diliyorum.

Mert

31 Ağustos 2011 Çarşamba

3.sınıf

Pazartesi günü okul açılıyor. Biraz erken olacak, aslında bu durumdan şikayetçi değilim. Ama yine de tatile doyabilen bir insan değilim ne yazık ki. :) Bu durumdan şikayetçi değilim, dediğim gibi. Ancak derslerin başlıyor olması ister istemez beni geriyor. Gerçekten de mesleğime doğru adım adım ilerliyorum ve bazı bilgilerin artık iyice kalıcı olmasını istiyorum benim için. Ancak ilk iki yılda öğrendiğim bilgileri bile hatırlamazken, üstüne üçüncü bir yılın daha eklenecek olması açıkçası gözümü korkutuyor. Umarım başarılı bir yıl daha geçiririm, bunu yürekten istiyorum.

İzmir'i ve orada beni bekleyeni de çok özledim. Annemle ilgili bir de karar vermem gerekiyor ama şimdilik erteliyorum. Her şeyin de bir zamanı var zaten, öyle değil mi?

Mert